Bazı insanlar vardır; doğarlar, büyürler, meslek sahibi olurlar, çalışırlar, çabalarlar, iyi işler yaparlar, sonra da sessiz sedasız bu Dünyadan göçüp giderler. Bazı insanlar da vardır; onlar da doğarlar, büyürler, meslek sahibi olurlar, çalışırlar, çabalarlar, üretirler, bu dünyadan göçüp giderler ama arkalarında bir iz bırakırlar, öldükten sonra da hatırlanırlar. Afif Hoca, tıpkı Ankara Üniversitesinin tek Veteriner Hekimi Rektörü ve Türkiye’de ilk Su Ürünleri, Balıkçılık ve Av Hayvanları Kürsüsünü kuran Prof.Dr. Zihni Erençin, bulduğu aşılar ve Türkiye’de ilk olarak başlattığı doku kültürü çalışmaları ile tanınan Ord.Prof.Dr.Süreyya Tahsin Aygün (Süreyya Paşa) ve İsmail Hakkı Çelebi ile birlikte Türkiye’deki modern parazitolojinin babası sayılan Prof.Dr.Hasan Şükrü Oytun ( Aslan Hoca) gibi bu ikinci sınıf insanlar arasında idi.
Benim ilk asistanlığını yapma şerefine eriştiğim ve akademik yaşamımı borçlu olduğum Prof.Dr.Afif Sevinç 1921 yılında Mardin’de saygın bir ailenin çocuğu olarak Dünyaya geldi. İlk ve Orta Öğretimini Mardin, Diyarbakır ve Yozgat’ta tamamladıktan sonra kaydolduğu Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü Veteriner Fakültesinden 1945 yılında askeri veteriner hekimi olarak mezun oldu. Bir yıl kadar Veteriner Tatbikat Okulunda eğitim gördükten sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli birliklerinde askeri veteriner hekimi olarak çalıştı ve daha sonra Ankara’daki Askeri Veteriner Akademisine asistan olarak tayin oldu. Afif Hoca bu süreçte Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Zootekni Kürsüsünde doktora çalışmalarına başladı. Afif Hocanın yaşamının dönüm noktalarından birisi de 1955 yılında Nebraska Anlaşması ile Amerikalı Profesör Fred Mc Kenzie’nin Ankara’ya gelip Veteriner Fakültesinde Reprodüksiyon ve Sun’i Tohumlama dersleri vermeye başlamasıdır. İyi ingilizce bildiği için konuk profesörün derslerinde tercüman olarak görev alan Afif Hoca bu nedenle Kıdemli Yüzbaşı iken ordudan ayrılıp doktorasını da tamamladığı zootekni Kürsüsüne asistan olarak atandı ve Mc Kenzie’nin gidişinden sonra ise Zootekni Kürsüsü bünyesinde Suni Tohumlama derslerini vermeye başladı. Böylece ilklerin adamı olan Afif Hoca Türkiye’de Reprodüksiyon ve Suni Tohumlama dersini veren ilk Türk ünvanına hak kazanmıştır. Afif Hocanın “Sığırlarda Sun’i Tohumlama ve Türkiye’deki Tatbikatı” başlıklı doktora tezi bu alande yapılan ilk çalışmadır ve daha sonraları bölgesel çalışmalarla Türkiye’de Sığır Sun’i Tohumlamasının deyim yerindeyse haritasını çıkarmıştır. Afif Hoca 1958 yılında Nebraska Anlaşması kapsamında Amerika Birleşik Devletlerine gitmiş ve Michigan Devlet Üniversitesi Reprodüksiyon Laboratuvarında Dr. Hafs ile birlikte çalışmaya başlamıştır. Bu çalışmaları sırasında koç ve boğa spermasının sulandırılması ve dondurulması konularında araştırmalar yapar. Bu dönemde, koç spermasının dondurulması konusunda yaptığı çalışma ( Fertility of frozen and Unfrozen Ram Semen. J.Anim.Sci., 20, 1, 79-84, 1961 ) bir Türk bilim adamı tarafından yapılan ilk çalışmadır. Amerika’da boğa sperması üzerinde yaptığı çalışmaları Türkiye’ye dönüşünde derleyen Afif Hoca hazırlamış olduğu “ Boğa Spermasının Kesif Olarak Dondurulması ve Eritildikten Sonra Çeşitli Mahlüllerle Tekrar Sulandırılması ” başlıklı tezini vererek 1962 yılında doçent oldu. Bu çalışma da boğa spermasının sulandırılması ve dondurulması konusunda Türkiye’de yapılan ilk çalışmadır. Afif Hoca doçent olduktan sonra 1964 yılında Fullbright Bursu ile tekrar Amerika Birleşik Devletleri’ne gider ve Michigan Devlet Üniversitesi Reprodüksiyon Labaratuvarında Dr.Hafs ile yarım bıraktığı çalışmalarına devam eder. Bu süreçte yaptığı “ Experiments on Sex Control by Electrophoretic Seperation of Spermatozoa in Rabbits. J. Reprod. And Fertility, 16, 1, 7-14, 1968) adlı araştırma Dünya’da ve Türkiye’de spermlerde cinsiyet tayini konusunda yapılan ilk çalışmadır. Bu çalışmadan elli yıl sonra bugün cinsiyet tayini yapılmış boğa spermaları piyasaya sürülmekte ve bu spermaları kullanarak isteyen yetiştiriciler erkek isteyen yetiştiriciler de dişi buzağı elde edebilmektedirler.
Afif Hoca bilimsel başarıları yanında akademik başarılara da imza
atmıştır. Türkiye’de hatta Dünya’da ilk bağımsız Dölerme ve Sun’i Tohumlama
Kürsüsünü kuran kişi Prof.Dr.Afif Sevinç’ tir. Başta da değinildiği gibi
1974 yılına kadar Suni Tohumlama bir bilim alanı değildi ve sadece Zootekni
Kürsüsü bünyesinde bir ders olarak okutuluyordu. Bu nedenle de Afif
Hocanın doktorası, doçentliği ve profesörlüğü hep Zootekni Bilim Dalında
olmuştur. 1974 yılında Afif Hocanın üstün gayretleri ve Ankara Üniversitesi
Senatosunun kararı ile Dünya’da ve Türkiye’de ilk kez Dölerme ve Suni
Tohumlama Kürsüsü kurulmuş ve Kürsü Başkanlığına Prof.Dr.Afif Sevinç
atanmıştır. Yüksek Öğretim Kanununun yürürlüğe girdiği 1982 yılndan sonra ise
yeni bir örgütlenme kapsamında Doğum ve Jinekoloji ile Dölerme ve Sun’i
Tohumlama Kürsüleri birleştirilerek Doğum ve Reprodüksiyon Hastalıkları Ana
Bilim Dalı oluşturulmuş ve başkanlığına Prof.Dr.Afif Sevinç atanmıştır. Ancak
çok geçmeden Doğum ve Reprodüksiyon Hasatalıkları Ana Bilim Dalı ayrışmış ve eski kürsüler ayrı Anabilim Dalları olarak yeniden kurulmuştur.
Prof.Dr.Afif Sevinç yaş haddinden emekliye ayrıldığı 1 Temmuz 1988 ayına kadar Dölerme ve Sun’i Tohumlama Anabili Dalı Başkanı olarak akademik yaşamını sürdürmüştür. Afif Hoca akademik yaşamı boyunca ders verdiği Ankara, Elazığ ve Bursa’daki fakültelerde binlerce Veteriner Hekimi yetiştirmiş, arkasında bir kitap ve çok sayıda bilimsel, sosyal ve mesleki yayın bırakmıştır. İlklerin adamı olan ve çok sayıda meziyeti bulunan Prof.Dr.Afif Sevinç 89 yaşında vefat etmiş, 5 Mayıs 2010 tarihinde Ankara’da toprağa verilmiştir.
Afif hoca ile akademik olarak on iki yıl birlikte çalışmak şansını ve onurunu yaşadım. Kendisinden düzgün ve öz türkçe yazmayı, konuşmayı, bilimsel düşünmeyi öğrendim. Gerek Kürsü içerisindeki gerekse araştırma ve staj nedeniyle birlikte olduğumuz dönemlerde meslektaşları ve öğrencileri ile olan olumlu ilişkilerini, deontolojiye bağlılığını, mütevazılığını, hoşgürüsü görüp kendi payıma dersler çıkardım. İyi bir bilim adamının sadece bilimsel yönden değil sosyal, mesleki ve ülkesel yönlerden de çalışmalar yapması gerektiğini öğrendim.
Afif hoca iyi giyinen, fötr şapka takan, entelektüel sakalı bırakan, pipo içen, iyi ud çalan, türk sanat müziği seven, iyi briç oynayan, iyi at binen, güzel öz Türkçe konuşan ve yazan, nüktedan bir kişi idi. Aynı zamanda ödünsüz bir vatanperver, meslek aşığı, Ülkesinin, mesleğinin, üniversitenin, hayvancılığın sorunlarına çok duyarlı, bu alanlarda düşünen, çözüm üreten ve çeşitli araçları kullanarak bunları korkusuzca topluma aktaran demokrat, cumhuriyetçi, Atatürkçü, ilerici, aydın bir insandı. Bu özellikleri ile yaşarken her zaman saygı görmüş , öldükten sonra da arkasında derin izler bırakmıştır.
Afif Hoca ile yaşadığımız çok sayıda anının bir kaçını sizlerle paylaşmak isterim. Şimdi yılını hatırlayamadığım bir staj sırasında Afif Hoca ile birlikte uygulama saati geldiği halde uyanmayan öğrencileri uyandırmak için yatak haneye girdik. Afif Hoca uyuyan öğrenciyi kaldırmak için yatağı sallamaya başladı. Öğrenci bunu bir arkadaşının yaptığını sanarak okkalı bir küfür savurdu. Daha sonra yarı uyur yarı uyanık halde Afif Hocayı karşısında görünce karyolayı onun salladığını anlayıp utancından yorganı başına çekti. Afif Hoca da hiçbir şey olmamış gibi “ hadi evladım, çalışma saati geldi ” deyip öğrenciyi kaldırdı. Bu anı Afif Hocanın ne denli olgun ve hoş görülü bir insan olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Afif Hocanın mesleğine verdiği önemin bir kanıtını da ben kendi yaşamımda somut biçimde gördüm. 1979 da genç bir asistan iken arkadaşların da isteği üzerine Veteriner Hekimleri Derneği Başkanlığına aday olmuştum. Ancak ilkeler gereği önce hocamdan izin almam lazımdı. Hocama bu düşüncemi açıp izin istediğimde aldığım yanıt şu oldu,“ Hazım bey, meslek örgütlerindeki faaliyetler, üniversitedeki faaliyetlerden çok daha önemlidir. Mesleğimizin ve fakültelerimizin ileri gitmesinin yolu mesleki örgütlerden geçer. Onun için gönül rahatlığı ile aday olabilirsiniz” dedi. Dernek Başkanı olduğumda hocamın bana duyduğu bu güveni hiç bir zaman boşa çıkarmadım. Bir başka anım da onun nüktedan kişiliğini yansıtması bakımından ilginçtir. Kürsüye on parmak daktilo bildiği söylenen bir sekreter atanmıştı. Kısa sürede sekreterin bırakın on parmak daktilo bilmeyi iki parmağı ile bile doğru dürüst yazamadığı anlaşıldı. Daktilo ile yazı yazmayı kürsüde çalışırken öğrendi. Bir gün sekreterin yaptığı bir saygısızlığın ardından telefon ettiği Dekana “Sayın Dekan, acemi bir sekreter gönderdiniz, saçım da yok ama berberliği benim kafamda öğrendi. Lütfen bu hanımı alınız” dediğini hatırlıyorum. Hocam ile ortak anılarımız yazmakla bitmez. Annem ve babamdan sonra hayatıma değer katan insan olarak gördüğüm hocamı bu yazı vesilesiyle saygı ve minnetle anıyorum.
Hocam Prof.Dr.Afif Sevinç’in yaşamı ve eserleri ile ilgili olarak 25-27 Mayıs 2016 tarihlerinde Bursa’da düzenlenen Veteriner Tarihi Sempozyumunda sözlü bir sunum yaptım. Gerek o sunum gerekse okuduğunuz bu yazı ile ilgili bilgi ve dokümanlar konusunda bana destek veren değerli hocam Prof.Dr.Ferruh Dinçer’e ve değerli meslektaşlarım Prof.Dr.Şükran Dinçer ve Prof.Dr.Türel Özkul’a şükranlarımı sunarım.