Yeni Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı göreve gelir gelmez
başta et olmak üzere hayvancılığın kronikleşmiş sorunlarını kucağında
buldu. İddia edilenlerin aksine yeni Bakanın sektörden olmaması
kanımca bir dezavantaj değildir. Eğer sektörden olanlar bu sorunları
çözecek olsalardı, Bakanlığın her kurumunda görev yapmış bir veteriner
hekimi olan Mehdi Eker döneminde her şeyin güllük gülistanlık olması
gerekirdi. Sektörün içinde olanlarda ister istemez bir sabit fikir
oluşuyor ve her şeyi ben bilirim psikozu içerisinde yanlışlar
yapılabiliyor. Bu bağlamda yeni Bakana acizane ilk önerim
politikalarını sadece Bakanlık bürokratları ile değil de
Üniversitelerde ve reel sektörde hayvancılık konusunda araştırma ve
yayın yapmış, kafa yormuş, yazı yazmış hocalarla ve uzmanlarla
birlikte oluşturmasıdır. Bu arada hiç kuşkusuz yetiştirici
örgütlerinin katkıları da büyük olacaktır. Adı üstünde bürokrat
bürokrasiden gelir ve bürokrasi de tutuculuk yani değişim karşıtlığı
anlamını taşır. Nitekim, iktidara gelen her hükumet işlerin rayında
gitmemesini bürokrasiye bağlamaktadır. Bunun için de başa gelen
hükumetlerin ilk işi bürokratları değiştirmektir. Böylece politikalar
açısından Devlette süreklilik ortadan kalkmaktadır. Örneğin önceki
Bakan döneminde büyük umutlarla açıklanan Milli Tarım Projesi Bakanlık
bürokratlarının ürünü olduğu için uygulanamaz hale gelmiştir. Bu konu
üzerindeki eleştirilerimi Hasattürk Gazetesinde beş bölüm halinde dile
getirmiştim.Yeni Bakana acizane ikinci önerim en kısa zamanda Milli
Tarım Projesini yukarıda saydığım bürokrasi dışı kesimlerin de katkısı
ile revize ederek rantabl bir hale getirmesidir.
Yeni Bakanın kucağındaki en önemli sorun kırmızı et
sorunudur. Kırmızı et sorunu ise herkesin ittifakla kabul ettiği gibi
çiğ süt sorunundan kaynaklanmaktadır. Bu sorunun temelinde ise
yetiştiriciden çıkan çiğ sütün fiyatının düşük olması yatmaktadır. Çiğ
süt fiyatlarını Ulusal Süt Konseyi tespit etmektedir. Süt Konseyinde
ne yazık ki bürokrasi ve sanayi daha çok söz sahibidir. Bu nedenle de
çiğ süt fiyatları hep düşük kalmaktadır. Yeni Bakana acizane üçüncü
önerim, Ulusal Süt Konseyinin yapısının değiştirilerek her paydaşın
eşit olarak temsil edildiği, kamunun devrede olmadığı, bağımsız bir
kurula evrilmesinin sağlanmasıdır. Yetiştiriciler sütten para
kazanırsa et sorunu da çözülmüş olur. Damızlık düve ve et ithalatı
evvelce olduğu gibi bugün de kırmızı et sorununa çözüm
getirmeyecektir.
Yeni Bakana dördüncü önerim, daha önce Hasattürk Gazetesine
ayrıntısını yazdığım gibi Bakanlığa bağlı Devlet Tarım İşletmelerinde
mevcut binlerce damızlık ineğe yenilerinin eklenmesi ile oluşacak
geniş sürülerde gebe düve ve besilik dana üretilip yetiştiriciye
parasal destek yerine dağıtılmasıdır. Çok sayıda sığırı besleyecek
kadar geniş meralar ve yem bitkilerinin üretileceği sulanabilen
araziler bu işletmelerde fazlasıyla mevcuttur. Ancak, bu organizasyona
destek olmak adına belli miktarda besilik dana ithalatı bugün için
gerekli görülebilir. Bir yandan da, üçüncü laktasyonunu tamamlamış
Holştayn ineklerin Simental ve etçi ırktan boğaların spermaları ile
tohumlanması uygulamasına devam edilmelidir. Günümüzde kırmızı et
fiyatları söylenen ve yazılanların aksine pahalı değildir. Biftek ve
pirzola fiyatları baz alınıp yapılan fiyat değerlendirmeleri gerçeği
yansıtmamaktadır. Kabaca yapılan bir hesaba göre, bugün perakendeci
bir kasap 27 liraya üreticiden aldığı karkasın kilosuna asgari 8 lira
zorunlu giderler ilave ettikten sonra bir kilo kıymayı ya da kuşbaşını
35 liraya mal etmektedir. Kasabın 5 lira da kar koyması durumunda
kıyma ya da kuş başını 40 liradan aşağı satması asla mümkün değildir.
O nedenle yeni Bakana dördüncü önerim daha önceki Bakanların yaptığı
gibi et pahalı söyleminden ve ete tavan fiyat koyma eyleminden
vazgeçip eti ucuza üretecek önlemler almasıdır. Çünkü önceden olduğu
gibi daha baştan soruna et pahalı diye yaklaşılınca sonuca ulaşmak
olanaksız hele gelmektedir.
Devletin 2017 yılında üreticiye vereceğini vadettiği destekler
konusunda diyecek fazla bir söz yoktur. Yeni Bakanın destekleri yılda
iki kez verme sözü olumludur. Sadece buzağı destekleri konusunda bir
değişiklik yapmak gerekir. Yeni destek programına göre aşıları
tamamlanmış 4 aylık buzağılara sun’i tohumlama sonucu doğsun ya da
doğmasın 350 lira destek verilmektedir. Sun’i tohumlamadan doğan
buzağılara ek olarak 50 lira ilave edilmektedir. Bu durum süt sığırı
yetiştiricilerinin sun’i tohumlamaya ilgisini azaltmaktadır. Yeni
Bakana acizane beşinci ve son önerim, ilave ödemenin kaldırılıp sun’i
tohumlamadan doğan ve aşıları tamamlanmış 4 aylık buzağılara 500 lira,
diğerlerine 200 lira destek ödenmesidir.