Koyun, dünyanın ürünleri insan tarafından tüketilen ilk evcil hayvanıdır. Türklerin Anayurdu olan Orta Asya’da MÖ 3000 li yıllarda önce at sonra da koyun evcilleştirilmiştir. İlk Türkler atı savaşlarda, koyunu da beslenmede kullanmışlar ve göçler sırasında koyun sürülerini de beraberlerinde Anadolu’ya getirmişlerdir. Anadolu birçok koyun ırkının ortaya çıktığı bir coğrafyadır. Bunlar arasında Dünyada en çok tanınanı Merinos koyunudur.

Osmanlıda koyunculuk tümüyle meraya dayalı ve ilkel usullerle yapılan bir faaliyetti. Koyun ıslahı alanındaki ilk çalışmalar Cumhuriyetin ilanından sonra başlamıştır. Bu çalışmanın amacı genç Cumhuriyet döneminde kurulan yünlü dokuma sanayinin yapağı ihtiyacını yurt içi kaynaklardan karşılamaktı. Bu amaçla değişik dönemlerde Almanya’dan ithal edilen Merinos koçlarla yerli kıvırcık koyunları suni tohumlama tekniği kullanılarak melezlendi. Bu suretle elde edilen Karacabey Merinosu ırkının yapağıları dokuma sanayiinde kullanıldı.

Türkiye’de koyunculuk 1980 li yıllara kadar halkın beslenmesinde, ihracatta  ve ülke ekonomisinde çok önemli bir yer işgal etti. Ancak, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türkiye’de uygulamaya konulan dışa bağımlı neoliberal politikalar sonucu koyunculuk gerilemeye başladı. Özellikle serbest piyasa ekonomisi ve ithalata dayalı üretim modelleri koyunculuğu çok olumsuz olarak etkiledi. Bu gerilemenin başkaca nedenlerini şöylece sıralayabiliriz.

1)Koyun-kuzu etinin temelsiz savlarla halkın gözünden düşürülmesi, 2)Koyun yapağısının sentetik benzerleri ile rekabet edememesi, 3)Meraların verimsizleşmesi ve daralması, 4)Köyden kente genç nüfus göçü, 5)Gençlerin hayvancılık ve çobanlık yapmak istememesi, 6)Koyun yetiştiricilerinin geleneksel (babadan kalma) yöntemlerde direnmesi, 7)Meraya komşu ormanlara devlet eliyle kurt salınması, 8)Koyun ırklarının genetik yetersizliği,

Türkiye’de koyunculuğun gelişmesi yukarıda sayılan nedenlerin ortadan kaldırılmasına bağlıdır. TÜİK’in 2026 yılı başındaki verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 47 milyon baş koyun vardır. Bu rakam ne yazık ki gerçeği yansıtmamaktadır. Gözlemlerime göre bu sayı 40 milyonun altındadır. Çünkü son 10-15 yılda köylerde gençler koyunculuğu bırakmış, sürü sayıları yarıya inmiştir. Bu konuda devlete büyük görevler düşmektedir. Gençlerin köye dönmesi bugünkü koşullarda çok zordur. O halde, tüm olumsuzluklara rağmen koyunculuğu bırakmayan ve işini iyi yapan sürü sahiplerine devletin yardım elini uzatması, destek vermesi şarttır. Bu destek danışmanlık ve parasal yardım olmak üzere iki şekilde yapılabilir. Önce tüm il ve ilçelerde Tarım ve Orman İl ve İlçe Müdürlükleri vasıtasıyla koyun varlığının envanteri çıkarılmalıdır. Her ilçede görevli veteriner hekim, veteriner sağlık teknisyeni ve zooteknist ziraat mühendislerine sürüler paylaştırılarak danışmanlık yapmaları sağlanmalıdır. Koyunların sayılarından çok verimlerinin artırılması esas alınmalıdır.  Çoban sorununun çözümü için devlet tatmin edici miktarda yıllık çoban desteği vermeli, özellikle genç çobanlar primleri devlet tarafından ödenmek suretiyle sosyal güvenceye kavuşturulmalıdır. Devlet tüm medya organlarında koyun ve kuzu etinin yenmesini özendirici spot programlar yayınlamalıdır. Özellikle entansif işletmelerde suni tohumlama, embriyo transferi gibi modern biyoteknikler uygulanmalıdır.

Sonuç olarak Türkiye’de koyunculuğun gelişmesi kırmızı et sorununa ve hayvan ithalatına çözüm olacaktır.