Öğrenciliğim dahil 61 yıldır veteriner hekimliğin içindeyim. Başka bir deyişle 184 yıllık resmi mesleki tarihimizin üçte birini bizzat yaşadım. Bu 61 yılın 25 yılını meslek örgütlerimizde ve fakültelerimizde yöneticilik yaparak geçirdim. Bu arada veteriner hekimliği ve Türkiye hayvancılığı konularında onlarca yazı yazıp web sitemde yayınladım.
Deneyimlerimin sonucunda; ülke ve meslek tarihimize sahip çıkmamız, ondan ilham almamız ve ileriye dönük oluşturacağımız mesleki politikalarımızı ona göre planlamamız gerektiğini öğrendim. Bir veteriner tarihçisi olmamama rağmen kimi eleştirilere de göğüs gererek mesleki tarihimizi yazıp bir e-kitap halinde yayınladım. Çünkü tarihine sahip çıkmayan uluslar gibi mesleklerin de gelişemeyeceğini bizzat yaşayarak öğrenmiştim.
Bugün veteriner hekimler olarak genelde kamu veteriner hekimliği örgütünün yetersizliğinden, hayvancılıktaki ithalattan ve girdi maliyetlerinin yüksekliğinden, tek sağlık konusunun bir türlü hayata geçmemesinden ve halkın veteriner hekimliği yeterince tanımamasından yakınıyoruz.
Türkiye’de batılı anlamda ilk hayvan sağlığı örgütü 1937’de, Uluslararası Cenevre Sözleşmesi uyarınca çıkarılan ve Atatürk’ün imzasını taşıyan 3203 sayılı Ziraat Vekaleti Vazife ve Teşkilat kanununun yürürlüğe girmesi ile kuruldu. Bu kanun bakanlığa bağlı bir Veteriner İşleri Genel Müdürlüğünün oluşturulmasını ve görevlerini içermekteydi. Bu kanunla veteriner hekimlere hayvan sağlığı, hayvan ıslahı ve gıda güvenliği gibi konular görev olarak verildi. Bu genel müdürlük 1984 yılında kapanıncaya kadar her üç alanda da çok önemli hizmetler yaptı. Örneğin, 1969 yılında ülke genelinde ortaya çıkan sığır vebası salgını kamuda görevli 600 veteriner hekim ile iki yılda eradike edildi. Oysa 2023 de ülke genelinde ortaya çıkan ve önemli ekonomik kayıplara neden olan şap salgını 9400 kamu veteriner hekimine rağmen hala tam olarak önlenemedi. Burada suçlu veteriner hekimler değil, mevcut çarpık, hantal kamu hayvan sağlığı örgütüdür.
Atatürk Cumhuriyetinde her alanda olduğu gibi hayvancılıkta da çok önemli atılımlar yapıldı. 1927 yılında Avusturya’dan ithal edilen Montofon ırkı boğalarla yerli Boz Irk inekler suni tohumlama yöntemi ile melezlenerek Karacabey Esmeri adlı bir ırk oluşturuldu. Aynı şekilde 1935 yılında Almanya’dan ithal edilen Merinos koçlarla yerli kıvırcık koyunları yine suni tohumlama yöntemi kullanılarak melezlendi ve Karacabey Merinosu adlı bir koyun ırkı elde edildi. Her iki ırk da gerek hastalıklara dayanıklı olmaları gerekse et, süt ve yapağı verimlerinin yüksekliği nedeniyle Türk çiftçisi tarafından benimsendi ve ülke geneline yayıldı. Maalesef sonradan uygulanan yanlış hayvancılık politikaları sonucu bu ırkların sayıları iyice azaldı. Ne var ki, bugün en çok aranan ırklar arasında Karacabey Esmeri ve Karacabey Merinosu ırkları gelmektedir.
İnsan, hayvan ve çevre sağlığı konularını bütüncül bir yaklaşımla ele alan Tek Sağlık fikri ilk kez 19.YY’da Calwin Schwabe tarafından ortaya atılmıştır. Oysa Türkiye bu fikri birkaç idealist meslektaşın çabalarıyla yaklaşık 25 yıl önce ancak hayata geçirilebilmiştir. Oysa 1930 lu yıllarda Ord.Prof.Dr.Süreyya Tahsin Aygün, Dünyadaki ilk kök hücre çalışmaları ve Talidomit etken maddeli Contergan adlı ilacı kullanıldığı ülkelerde yeni doğanlarda teratolojik bozukluklara yol açması yüzünden ülkemizde yasaklatması ile Tek Sağlık konusunun öncüsü olmuştur. 1960 lı yıllarda ise Doç.Dr.Osman Nuri Koçtürk gıda güvenliği, halk sağlığı ve çevre sağlığı konuları üzerindeki bilimsel araştırmaları ve yayınları ile Tek Sağlık fikrinin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Eğer yıllar önce bu meslek büyüklerimizin yolundan gidilseydi bugün daha değişik bir durum ile karşılaşmamız mümkün olacaktı.
Bugün kutsal mesleğimiz maalesef toplumda yeterince tanınmamaktadır. Oysa, Ulusal Şairimiz ve İstiklal Marşı Yazarı Mehmet Akif Ersoy, ünlü Türk düşünürü Ziya Gökalp, ünlü hikayeci Ömer Seyfettin, ünlü şairler Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Turan Yarar mesleğimizin bağrından çıkmış değerlerdir.
Tüm bu açıklamaların ardından yeni göreve gelen Oda Yöneticilerine naçizane tavsiyelerim şunlar olacaktır.
- Hayvancılık ve veteriner hekimlikle ilgili olarak oluşturulacak politikalarda mutlaka Atatürk Cumhuriyetindeki uygulamalar esas alınmalıdır. Bu bağlamda ithalat terk edilerek ülkemiz koşullarına uygun yerli sığır ve koyun ırkları modern teknikler kullanılarak geliştirilmelidir. Cumhuriyet döneminde kurulan ama sonradan yanlış bir kararla ortadan kaldırılan Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü çağdaş gelişmeler de dikkate alınarak mutlaka yeniden oluşturulmalıdır.
- Tek Sağlık fikri mutlaka hayata geçirilmelidir. Veteriner Halk Sağlığı ve Tek Sağlık konuları fakültelerimizde ayrı bir Anabilim Dalı bünyesinde örgütlenmelidir. Tarım ve Orman bakanlığı bünyesinde bu konularla ilgili bir Daire Başkanlığı kurulmalıdır.
- Her türlü medya, sosyal medya ve iletişim kanalları kullanılarak veteriner hekimlerin halk sağlığını korumadaki işlevleri ve mesleki değerlerimiz Türk kamuoyuna etkinlikle tanıtılmalıdır.
- Veteriner Hekim Odalarımız yasada ve yönetmeliklerde kendilerine verilen görevler dışında yerelden yola çıkarak ülke hayvancılığı konusunda oluşturacağı politikaları ilgili kamu yönetimleri ve yetiştiriciler ile paylaşmalıdır.