Hayatının erken dönemlerine ait bilgi bulunmayan Tonyukuk, İkinci Göktürk Devlenin ve Türk tarihinin en önemli devlet adamlarından birisiydi. UNESCO 2020 yılını Tonyukuk Yılı olarak ilan etmişti. O’nun geride bıraktığı en önemli eseri bizzat sağlığında adına yazdırdığı yazıttır. Bilge Kağan dönemde oluşturulan bu yazıt Köktürkçe yazılmış olup dört cepheli iki anıttan meydana gelmekteydi. Yazıtta belirtildiğine göre Tonyukuk, Türklerin Çin hakimiyeti altında bulunduğu dönemde doğmuştur. Kutluk Kağan’ın bu esareti sonlandırmasında en büyük yardımcısı Tonyukuk idi. Bu bilge vezir hem iyi bir savaşçı hem de iyi bir stratejistti. Çin’de doğmuş olmasına rağmen, Türklerin geleneksel yaşam tarzını ve savaşçı karakterini benimsemişti. Çin’de yetiştiği için devleti çok iyi tanıma fırsatı bulmuştu. Hayatı boyunca katıldığı savaşları ve yaptığı fedakarlıkları yazıtında anlatmıştır. Örneğin, Kutlug Kagan zamanında Kuzey Çin’deki Yün-çu eyaletine yapılan akına katılmış ve Oğuzlar üzerine yapılan bir baskını da organize etmişti. Türklerin efsanevi başkenti Ötüken’in ele geçirilmesine de büyük katkısı olmuştu. Ötüken’i ele geçiren Kutlug Kagan, kardeşi Kapgan’ı yabgu Tonyukuk’u ise, aygucı ilan etti. Aygucı o dönemde vezirlik yahut başbakanlık görevine karşılık gelen bir unvandı. Kapgan Kagan devrinde Göktürk Devleti’nin sınırları doğuda Kerulen ve Onon nehirlerine, batıda Altay dağlarına kadar genişledi. Yapılan fetihlerde başı çeken isimlerden birisi de Tonyukuk’tu. Tonyukuk, Türk töresine son derece bağlı bir kişi idi. Çinlileşmeye karşı çıkmış, Türk kültürünün korunmasını savunmuştur. Üç kağan döneminde ülke yönetiminde bulunmuştur.

MS 692’de ağabeyinin ölümü üzerine Göktürk tahtına çıkan Kapgan Kagan devlete en parlak devrini yaşattı. Kapgan fatih anlamına gelen bir isimdi. Kapgan Kagan adını hak edercesine büyük fetihler yapmış ve 716 yılındaki bir savaşta öldürülünceye kadar 24 yıl boyunca Göktürkler’i Orta Asya’nın en güçlü devleti haline getirmişti. Bu dönem aynı zamanda Tonyukuk’un da altın çağıydı. Ordunun ve diplomatik işler onun kontrolündeydi. Yazıtındaki bilgilerden anlaşıldığı üzere güçlü bir istihbarat teşkilatı kurmuştu. Bu sayede düşmanlarını yakından takip edebiliyor, olası bir saldırıya yahut ittifaka karşı önceden tedbir alıyordu.

MS 716’da Kapgan Kagan’ın ani ölümü siyasi açıdan kısa süreli de olsa bir kaosun çıkmasına neden olduğu gibi bilge vezirin de eski gücünü kaybetmesiyle neticelendi. Kapgan Kagan, ölümünden kısa süre önce oğlu İn-el Kağan’ın veliaht bırakmıştı. Tonyukuk’un da bu süreçte onun vasiyetine sadık kalarak İn-el Kağan’ı desteklediği anlaşılmaktadır. Babasının ölümünden sonra Göktürk tahtına çıkan İn-el Kagan, bu durumu kabullenmeyen Kül Tigin’in yaptığı bir darbe neticesinde tahttan indirilip öldürüldü. Kül Tigin, Kutlug Kağan’ın küçük oğlu olup babası öldüğü sırada yedi yaşındaydı. Kül Tigin devletin ilk kağanı ve büyük oğul olan Kutlug’un çocukları olarak devleti yönetme hakkının kendilerine ait olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle kendisinden bir yaş büyük ağabeyi Bilge Kağan’ı tahta çıkardı. Bilge vezir bu kanlı darbe sırasında öldürülmedi. Vezirin canını kurtarmasında hem çok sevilip sayılan tecrübeli bir devlet adamı olmasının hem de Bilge Kağan’ın kayınpederi oluşunun etkili olduğu düşünülebilir. Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarında Tonyukuk’un adından neredeyse hiç söz edilmemesi Tonyukuk’un darbe sonunda gözden düştüğünü göstermektedir

Hayatının son yıllarını başkentten hayli uzakta geçiren Tonyukuk 85 yaşlarında vefat etti.Tonyukuk, Göktürklerin sayıca Çinlilerden çok az olduğunu, göçebe yaşam tarzını terk edip yerleşik hayata geçmeleri halinde kolayca kuşatılıp yok edileceklerini söyleyerek Bilge Kağanı bu kararından vaz geçirmişti. Aynı zamanda Bilge Kağan’ın Taoizm ve Budizm dinlerine karşı ılımlı tavrına ve bu din mensupları için mabet yaptırma isteğine de karşı çıkmıştı. Yerleşik hayata geçmenin ve Budizm dinine katılmanın Türkleri zayıflatacağını ve asimilasyona neden olacağını düşünmüştür.

Tonyukuk kitabesinde Türk toplumuna bazı uyarılar yapmayı da ihmal etmemişti. Ona göre yok olmamanın temel şartı töreye (kanuna) yani Kağan’a sıkı sıkıya itaat etmekti. Çünkü Kağan’ın yönetme yetkisi Tanrısaldı. Kağan’a itaat etmemek Tanrı’yı öfkelendirebilir bu da halkın felaketi olurdu. Vezir yazıtında Türk toplumunu analiz etmiş, yapılan bazı hataların nasıl ölümcül sonuçlar doğurduğunu ortaya koymuştu. Ona göre toplum birlik ve beraberlik içinde olmalı, töresine bağlı kalmalıydı. Güçlü olmanın ve düşmanlara galip gelmenin yolu buydu. Askeri alanda da ordunun zayıf olduğunda geri çekilmesini, güçlendikten sonra düşmana saldırmasını önermişti. Atatürk’ün Sakarya Savaşında uyguladığı stratejik geri çekilme taktiğinde bu öneriyi dikkate aldığı anlaşılmaktadır.