Kökü tarihin derinliklerine kadar uzanan, geçmişi şan ve şereflerle dolu kutsal mesleğimiz son otuz beş yıl içerisinde dış ve iç güçler tarafından sistemli bir biçimde kuşatılmaktadır. Türkiye’de hayvancılığı geriletmek, ülkemizi hayvan ve hayvansal ürünler bakımından dışa bağımlı kılmak hedefi ile yola çıkan bu güçler öncelikle veteriner hekimliği etkisizleştirmek ve itibarsızlaştırmak amacıyla büyük bir çaba içerisine girmişlerdir. Bu güçler ilk olarak 1985 yılında, halen yürürlükte olan Uluslararası Cenevre Sözleşmesine göre kurulmuş olan Veteriner İşleri Genel Müdürlüğünü ortadan kaldırmakla işe koyulmuşlar, daha sonra da çok büyük bir stratejik önem taşıyan hayvancılığımızı serbest piyasa ekonomisinin, dolayısıyla da Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü ve Gümrük Birliği gibi uluslararası kuruluşların insafına terk etmişlerdir. Bütün bu çabalar sonucunda, 1980 yılından önce canlı hayvan ve hayvansal ürün ihracatçısı olan Türkiye günümüzde dünyanın en büyük hayvan ithalatçısı konumuna getirilmiştir. Benzer oyun doksanlı yıllarda Somali’de oynanmıştır.(Bakınız:http://www.hazimgokcen.net/hayvancilik/turkiye-hayvanciligi-ve-somali-ornegi/).

Şimdi de sizlere Türkiye’de hayvancılığın ve veteriner hekimliğin son 55 yılına tanıklık etmiş birisi olarak dış ve iç güçlerin hayvancılığı yok etmek amacıyla uyguladıkları eylemlerden söz etmek istiyorum. Bu güçler ilk iş olarak Türkiye’de veteriner hekimliği etkisiz ve itibarsız hale getirmeye çalışmışlardır. Bu bağlamda Türk veteriner hekimliğine en büyük darbeyi Veteriner İşleri Genel Müdürlüğünü kapatmakla kamu kesimi vurmuştur. Devlet halen yürürlükte olan ve anayasanın bile üzerinde yaptırım gücü bulunan Cenevre Sözleşmesinin emrettiği, başında bir veteriner hekim bulunması zorunlu bağımsız veteriner otoritesini ne yazık ki 35 yıldır bir türlü kurmamaktadır. Dahası, onun yerine kurulan ne olduğu belirsiz karma örgütlerde çalışan veteriner hekimler muayene, tedavi, operasyon, nekropsi gibi en doğal hekimlik görevleri yerine kulak küpesi takmak, Çiftçi Kayıt Sistemine kulak numarası kaydedip yetiştiricinin alacağı desteği hesaplamak gibi ilgisiz işlerle uğraştırılarak etkisiz ve itibarsız hale getirilmişlerdir. Ayrıca kanunen sağlık sınıfı içerisinde yer almalarına karşın fiili hizmet zammı ve emekli maaş artışı gibi sağlıkçılara tanınan özlük haklarından kasıtlı olarak mahrum edilmişlerdir. Meclis tarafından sağlıkçı olmadıkları düşünülerek sağlıkta şiddet yasasına dahil edilmeyen veteriner hekimler, komik bir şekilde doktor ve diş hekimleri için düzenlenen hatalı hekimlik uygulamalarına verilecek cezaları içeren yasa kapsamına alınmışlardır. Öte yandan Sağlık Bakanlığı İlaç Satış Yönetmeliğinde değişiklik yaparak veteriner hekimler dışındaki kesimlere de ilaç satış yetkisi vermiştir. Artık veteriner ilaçları internet üzerinden pazarlama yapan sitelerde bile rahatlıkla satılabilecektir.

Bir kamu kurumu olan belediyelerde de veteriner hekimlerin aleyhine oyunlar oynanmaktadır. Belediyeler tüm haklı isteklere karşın veteriner işleri müdürlüklerini bir türlü kurmamakta, kimi belediyeler mevcutları bile ortadan kaldırmaktadır. Belediyelerin kurmuş olduğu hayvan barınaklarında çalışan veteriner hekimler sırf yetkisizlik yüzünden hayvan severler ile karşı karşıya getirilmektedir. Yine bir kamu kuruluşu olan Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) siyasilerden gelen her teklife evet diyerek gereğinden fazla veteriner fakültesi açılmasına, altyapısı eksik bu fakültelerden kalitesiz veteriner hekimler yetişmesine ve böylece de mesleğin itibar kaybetmesine önayak olmaktadır. Bu yetmiyormuş gibi bir de 55 üniversitede üçü de uzaktan eğitmeli olmak üzere 83 veteriner sağlık ve laborant bölümü açarak mesleğe teknisyen adı altında kalitesiz insan gücünün girmesine yol açmaktadır. Hele YÖK’ün en son aldığı karar işi iyice çığırından çıkarmış, veteriner fakülteleri uygulama zorunluluğu olan yüksek öğretim kuruluşları arasına alınmamıştır. En son olarak da Selçuk Üniversitesinin Rektörü 38 yıllık başarılı bir geçmişi bulunan Veteriner Fakültesi için kurgulanmış, inşa edilmiş, donatılmış, açılmaya hazır hale getirilmiş Hayvan Hastanesini hiç kimseye danışmadan Diş Hekimliği Fakültesine devretme cür’etini göstermiştir.

Daha dün biri birinden türemiş köksüz meslekler de sırf mezunlarına yeni iş alanları açabilmek adına kutsal mesleğimize var güçleri ile saldırmaktadırlar. Çünkü bu mesleklerin istihdam alanları çok sınırlı olduğu için fakültelerine ve bölümlerine öğrenci kayıt olmamakta, kontenjanları dolmadığı için de çoğu bölümleri kapanma noktasına gelmektedir. Oysa veteriner hekimliğin çalışma alanları çok geniştir.(Bakınız:http://www.hazimgokcen.net/guncel/universite-adaylari-veteriner-fakultesini-neden-tercih-etmelidir/). Veteriner hekimliği 2018 yılında Türkiye’de en çok istihdam edilen meslek seçilmiş, içinde bulunduğumuz yıl da geleceğin ilk on mesleği sıralamasında dördüncü sırada yer almıştır. Şimdi de bu meslek mensuplarının mesleğimize karşı olan saldırılarından örnekler vermek istiyorum. Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü mezunlarının kurduğu Zootekni Federasyonu adlı kuruluş YÖK’e yazdığı bir yazıda veteriner fakültelerinden zootekni ve hayvan besleme derslerinin kaldırılmasını teklif etmek cür’etini göstermiştir.  Zooteknist bir bayan ziraat profesörü hazırladığı televizyon programında 6343 sayılı yasaya aykırı olarak sun’i tohumlama, embriyo transferi, enjeksiyon, ultrasonografi gibi temel veteriner hekimlik uygulamaları yaparak suç işlemiş, adeta mesleğimize karşı gövde gösterisinde bulunmuştur. Başka bir ziraat profesörü de yaptığı televizyon programında veteriner ve ziraat fakültelerinde okunan dersleri kıyaslayarak veteriner hekimlerin az ders aldıkları için zootekni konusu ile uğraşamayacaklarını ileri sürmüştür. Son olarak da Su ürünleri Mühendisleri Derneği Başkanı bir profesör su ürünleri sağlığı konusunun veteriner hekimlerin değil su ürünleri mühendislerinin işi olduğunu büyük bir işgüzarlıkla iddia etmiştir.

Bunların dışında kutsal mesleğimize karşı kimi kişi ve kurumların saldırıları da artarak devam etmektedir. Bir cumhurbaşkanı adayı seçim propagandasında veteriner hekimden TÜBİTAK Başkanı yapmayacağım diyebilmiştir. Bir televizyon programında haddini bilmez bir sunucu veteriner hekimden rektör mü olur diye sorabilmiştir. TOÇ BİR SEN adlı bir memur sendikası 6343 sayılı yasaya aykırı olarak veteriner teknisyenlerin sun’i tohumlama, embriyo transferi, küçük operasyon gibi temel veteriner hekimlik hizmetlerini yapabilecekleri kararını hazırladığı. bir rapora hiç çekinmeden koyabilmiştir. Ayrıca hayvancılık birlikleri, kendilerini hayvan sever sanan fanatikler, internette hekimlik taslayan ampirikler de mesleğimize saldırılarını sürdürmektedirler. En önemlisi de, çok güç koşullar altında mesleğini yürütmeye, insanlara ve hayvanlara faydalı olmaya çalışan veteriner hekimler şiddet, darp ve silahlı yaralama gibi asla hak etmedikleri muamelelere maruz kalabilmektedirler.

Bu açıklamalarımdan anlaşılacağı üzere kutsal mesleğimiz şanlı tarihinde benzeri görülmedik bir biçimde çeşitli kesimler tarafından haince kuşatılmış bulunmaktadır. Meslek olarak bu kuşatmayı en kısa sürede yarmak zorundayız. Bunun için de birlik ve beraberlik içerisinde olmamız gerekmektedir. Tek tek kişiler ve mesleki örgütler olarak her türlü siyası, ideolojik ve kişisel farklılıklarımızı bir yana bırakıp birlikte mücadele etmemiz şarttır. Aksi takdirde kutsal mesleğimiz hiç de hak etmediği kötü sonuçlarla karşı karşıya kalabilir. Çözüm konusunda şimdiye kadar çok şeyler yazılmış ve söylenmiştir. Hepimizin çok iyi bildiği çözüm önerilerini burada tekrarlamayacağım. En önemlisi yekvücut olmaktır. Mesleğimizi, şanlı tarihimizi, geçmişte başardığımız büyük hizmetleri, yetiştirdiğimiz değerli insanları ısrarla kamuoyuna tanıtmamız şarttır. Bunun için de sosyal medya çok büyük bir fırsattır. Son zamanlarda meslektaşlarımızın sosyal medyada örgütlenip saldırılara karşı ortak hareket etmeleri takdire şayandır. Artık ezikliği hızla üzerimizden atmanın zamanı gelmiştir. Yoksa gelecek kuşaklara söyleyecek tek bir sözümüz bile olmayacaktır. Şahsi görüşüme göre mesleki bir lobi oluşturmamız şarttır. Bu lobi mesleğimize ilgi duyan siyasetçilerden, gazetecilerden, televizyonculardan; gerçek hayvan sever sanatçılardan; mesleğimiz dışında toplumda tanınmış hocalardan oluşabilir. Bu lobi aracılığı ile mesleğimizi daha iyi tanıtıp, saldırılara karşı koruyabiliriz. Vatan Şairi Namık Kemal’in “ Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini/ Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini “ dizelerine karşı Ulu Önder Atatürk’ün “ Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini/ Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini “ sözleri bizler için vazgeçilmez bir düstur olmalıdır.