Sorun 1- Üretim Maliyetleri Yüksek, Ürün Fiyatları Düşüktür: En önemli hayvansal ürünler olan kırmızı etin ve çiğ inek sütünün günümüzdeki üretim maliyetleri çok yüksektir. Maliyeti artıran unsurların başında hiç kuşkusuz karma yem fiyatlarının yüksekliği gelmektedir. Özellikle yeterli arazisi olmadığı için kaba ve dane yemlerini üretemeyen küçük ve orta ölçekli aile sığırcılık işletmeleri karma yem fiyatlarının yüksekliğinden olumsuz yönde etkilenmektedir. Karma yem üreten fabrikalar ise başta soya ve mısır olmak üzere hammaddelerin yaklaşık yarısını ithal ettiklerinden dolayı fiyatların yükseldiğini iddia etmektedirler. Ayrıca; mazot, gübre, veteriner ilaçları gibi girdilerin fiyatlarının yüksek olması da maliyetleri artırmaktadır. Kanımca sorun, litresi 2 TL olan çiğ inek sütü referans fiyatının ve kilosu ortalama 30 TL olan karkas sığır eti fiyatının düşüklüğünden değil, karma yem fiyatının yüksekliğinden ve döviz kuruna bağlı olarak sürekli artmasından kaynaklanmaktadır.

Çözüm 1- Türkiye’deki süt üreticileri kar edememelerinin nedenini genellikle çiğ sütün ucuz karma yemin pahalı olmasına bağlamaktadırlar. Bu saptama haklı olmakla birlikte kanımca doğru değildir. Doğru olan, fiyatlar ne olursa olsun bir litre çiğ sütün maliyetini mümkün olduğunca aşağıya çekmektir. Bunun için de maliyette %70 gibi önemli bir paya sahip olan yemi ucuza temin etmek gerekir. Günümüzde aşırı derecede yüksek olan karma yem fiyatlarını düşürmenin birinci yolu yaklaşık yarısı ithalat yoluyla sağlanan soya ve mısır gibi karma yem hammaddelerinin Yurt içinde üretiminin sağlanmasıdır. Bunun için de Devletin; hibe, teşvik ve destek gibi önlemlerle Türkiye’de soya ve mısır üretimini arttırması gerekir. İkinci yol ise üreticilerin karma yeme dayalı hayvancılık anlayışından vaz geçip, kendilerinin ürettiği kaliteli kaba yeme dayalı bir hayvancılık modelini benimsemeleridir. Ayrıca, Ulusal Süt Konseyi, Ulusal Süt ve Yem Konseyi haline dönüştürülmeli ve bu konsey çiğ süt fiyatları gibi karma yem fiyatlarını da 1 litre çiğ süt karşılığında 1.5 kilo karma yem satın alınabilecek şekilde düzenlemelidir.

Sorun 2- Bireysel Verimler Düşüktür: Türkiye’deki sığırların sadece yarısı kültür ırklarına mensuptur. Bu nedenle sığırların et ve süt verimleri Avrupa ve Dünya ortalamasına göre çok düşüktür. Ayrıca; mastitis, döl tutmama, buzağı ölümleri, metabolik hastalıklar, düşük enerjili besleme, kaliteli spermalar kullanmama, ayak ve tırnak bozuklukları, konforsuz barınaklar gibi sorunlar da özellikle süt sığırlarında verim düşüklüğüne neden olmaktadır.

Çözüm 2: Türkiye’deki kültür ırkı sığır varlığı gerek nitelik gerekse nicelik olarak mutlaka iyileştirilmelidir. Bu amaçla genetik ilerlemeyi kısa sürede sağlayan sun’i tohumlama tekniği kaliteli boğa spermalar kullanılarak Türkiye genelinde yaygınlaştırılmalı, genital hastalıkların bulaşmasını kolaylaştıran boğa kullanımı kesinlikle önlenmelidir. Ayrıca verim düşüklüğüne neden olan ve yukarıda sıralanan sorunların giderilmesi için gerekli önlemler de mutlaka alınmalıdır.

Sorun 3- Hayvan Hastalıkları Yaygındır: Türkiye’de sınır güvenliğinin yeterince sağlanamaması, hayvan pazarlarının ve hayvan hareketlerinin denetimindeki eksiklikler salgın ve bulaşıcı hayvan hastalıklarının yayılmasına neden olmaktadır. Öte yandan kamuda çalışan veteriner hekimlerinin asıl işlevleri olan hekimlik ile hiç ilgisi olmayan bürokratik işlerde çalıştırılması da ortaya çıkan hastalıkların önlenmesini zorlaştırmaktadır. Hastalıklar nedeniyle üreticilerin ve Ülke ekonomisinin uğradığı zararlar günümüzde ne yazık ki çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Özellikle buzağı ölümlerinin bir türlü önlenemeyişi Türkiye’yi büyük ölçekli bir canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına mahkum etmiş bulunmaktadır.

Çözüm 3- Hayvan pazarları ve hayvan hareketleri sıkı bir şekilde denetlenmelidir. Kamu veteriner hekimleri asıl işlevleri olan hekimliğe dönmeli; ahırda, işletmede, merada yani sahada görev yapmalıdır. Kamu hayvan sağlığı örgütlenmesi yeni baştan düzenlenerek, 1980 öncesinde olduğu gibi bütüncül, etkin, mobil, merkez taşra uyumu sağlanmış bir Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü mutlak surette kurulmalıdır. Bu örgütün yapılanması iller bazında değil hayvancılık havzaları bazında olmalıdır. Laboratuvar teşhisi ve koruyucu aşılama hizmetleri bütüncül, hızlı, mobil bir yapıya kavuşturmalıdır. Buzağı ölüm oranları mutlaka en düşük düzeye indirilmeli, bu amaçla yeni doğmuş buzağılara uygulanacak septiserum kamu veteriner hekimleri tarafından ve parasız olarak yapılmalıdır.

Sorun 4- Üretici Örgütleri Yetersizdir: Türkiye’deki üretici örgütlerinin önemli bir bölümü özellikle de birlikler hayvan yetiştiricilerinin birlikte güç kazanma arzusundan değil devletin üreticiye vereceği desteğin dağıtımı kaygısından kurulmuştur. Böyle olunca da, örgütler yetiştiricilere yeterince sahip çıkmamış, yetiştiriciler de örgütleri sadece destekleri dağıtan kurumlar olarak görmüşlerdir. Günümüzde Türkiye’de yetiştiricilik ve ürün bazında çok sayıda birlik vardır. Bu birliklerin çoğu sırtlarını gerçek üreticiden ziyade hükumet gücüne dayamışlardır. O nedenle de hükumet nezdinde  yetiştiricilerin sorunları ile ilgili olarak baskı oluşturamamaktadırlar. Bazı birlik başkanları üreticiden çok kendi kişisel ve siyasi çıkarlarını düşünmektedirler. Hatta yetiştiriciler aleyhine çok yanlış uygulamalar yapan bakanı öven birlik başkanları bile vardır. Birlik başkanları korumalı lüks makam araçlarında keyif sürerken üreticiler hayvancılığın dibe vurduğu günümüzde perişan bir durumdadırlar. Ziraat Odaları Birliği ve Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği gibi tüm tarım kesimini ilgilendiren kitlesel ve ekonomik örgütler maalesef gerçek üretici lehine hiçbir faaliyette bulunmamaktadırlar. Sadece kooperatif tarzında örgütlenmiş bazı kuruluşlar yetiştiricilere olanakları ölçüsünde hizmet götürmektedirler.

Çözüm 4- Günün koşullarına uygun bir üretici örgütlenmesi yasası mutlaka çıkarılmalıdır. Mevcut örgütlerin sayıları azaltılmalı, yetki ve sorumlulukları artırılmalıdır. Türkiye Hayvan Yetiştiricileri Birliği adlı bir çatı örgüt kurulmalı, ıslah ve ürün bazlı faaliyetler bu çatı altında oluşturulacak daire  başkanlıkları bünyesinde yapılmalıdır. Yetiştirici örgütlerine mutlaka ekonomik bir içerik kazandırılmalıdır. Yani örgütler sadece destek dağıtan ya da kulak küpesi takan kurumlar olmaktan çıkarılıp üreticiyi parasal olarak destekleyen, ucuz girdi sağlama konusunda yardımcı olan, ürününü alıp katma değer kazandırdıktan sonra pazarlayan, elde ettiği karı üyelerine dağıtan bir yapıya kavuşturulmalıdır. Üreticiler ekonomik bir fayda sağladıkları takdirde örgütlerine sahip çıkacaklardır. Tire Süt Kooperatifi bu anlayışla hareket eden örnek bir üretici örgütüdür.

Sorun 5- Hayvanlar Yetersiz Beslenmektedir: Hayvancılıkta kullanılan fabrika yemlerinin fiyatları, hammaddelerinin yarısına yakını ithal edilmek zorunda kalındığı için dövizdeki dalgalanmalara bağlı olarak sürekli artmaktadır. Hayvancılığın olmazsa olmazı kaba yemlerde ise üretim eksikliğine bağlı olarak büyük bir açık bulunmaktadır. Meralarımız yıllardır süregelen aşırı otlatma, bakımsızlık, tarla açma, orman oluşturma, inşaat yapma gibi nedenlerden dolayı çoğunlukla kullanılmaz bir durumdadır. Bu koşullarda hayvanlarımız yeterince beslenememekte, bu nedenle de başta süt ve yavru olmak üzere verimlerinde büyük azalmalar ortaya çıkmaktadır.

Çözüm 5- Fabrika yeminin hammaddelerini oluşturan ve Türkiye’de yeterince üretilmediği için ithal edilmek zorunda kalınan mısır, soya ve ayçiçeği küspesi gibi maddelerin yurt içinde üretilmesi devlet tarafından mutlaka desteklenmelidir. Ayrıca, yem bitkileri üretimindeki yetersizliği gidermek amacıyla çiftçilere teşvik ve destekler verilmelidir. Hangi nedenle olursa olsun mera tahribatı önlenmeli, ıslah etmeleri koşuluyla mera arazileri hayvancılık yapanlara uzun vade ve düşük ücretle kiralanmalıdır. Üreticiler fabrika yemine dayalı bir hayvancılık modeli yerine günlük toplam karma yemini kendileri üretecek şekilde organize olmalıdır. Öte yandan Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğüne bağlı işletmelerde bulunan milyonlarca dönüm arazide yem bitkileri ve silaj üretimi yapılarak halka düşük fiyat ve uygun taksitlerle satılmalıdır.

Sorun 6- Hayvan Barınakları Uygun Değildir: Türkiye’de hayvancılık alanında faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli aile hayvancılık işletmelerin büyük çoğunluğunun hayvanlarını yetiştirdiği barınaklar hayvan sağlığı ve refahı açısından uygun değildir. Kapalı sistem ahırlarda hayvanlar bağlı olarak bulundurulmakta, güneşten ve temiz havadan yararlanamamaktadırlar. Bu durum hayvanları strese sokmakta ve verimlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca kapalı ahırlarda bol miktarda bulunan amonyak, metan ve hidrojen sülfür gibi zehirli gazlar hayvanlarda üst solunum yolu ve akciğer hastalıklarına ortam hazırlamaktadır.

Çözüm 6- Hayvan refahı son yıllarda hayvancılıkta çok büyük bir önem kazanmıştır. Refahı yerinde olmayan hayvanların süt ve yavru verimlerinde aksaklıklar oluştuğu bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmıştır. O nedenle hayvanların refahlarını önceleyen barınakların inşası yoluna gidilmektedir. Bu amaçla açık ve yarı açık barınaklar son yıllarda Dünya’da yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu barınaklarda hayvanlar serbestçe dolaşmakta, yemliğe ve suluğa kolaylıkla ulaşmakta, kuru ve temiz altlıkların üzerinde rahatça yatarak geviş getirmekte, temiz havadan ve güneşten bol miktarda yararlanmaktadırlar. Böyle olunca da daha az hastalanmakta, süt ve yavru verimleri artmaktadır.

Sorun 7- Buzağı Ölüm Oranları Çok Yüksektir: . Buzağı bir süt sığırcılığı işletmesinin geleceğinin teminatıdır. Elde sağlam veriler bulunmamakla birlikte, Türkiye’de erken çağda buzağı ölüm oranı %25 gibi büyük oranlarla ifade edilmektedir. Sayı olarak ise yılda en az 400.000 buzağının erken çağda öldüğü var sayılmaktadır. Bu rakam neredeyse Türkiye’nin yılda ithal ettiği canlı hayvan sayısına eşittir. Bir başka ifadeyle, buzağı ölümleri azaltılmış olsa Türkiye’nin canlı hayvan ithalatı ve buna harcadığı döviz miktarı da düşecektir.

Çözüm 7- Yıllık buzağı ölüm oranı hayvancılığı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi %5’in altına indirilmelidir. Bunun içinde etkin ve yaygın bir yetiştirici eğitimi şarttır. Buzağılar genellikle doğumun hemen sonrasında mikrobik ishal vakalarından ölmektedir. Buzağı ölümlerinin önlenmesinde yetiştirici kadar devlete de görev düşmektedir. Çocukların hastalıklara karşı devlet tarafından parasız aşılanması gibi ineklere gebeliklerinin son ayı içerisinde ve buzağılara doğduktan hemen sonra uygulanacak aşılar devlet tarafından ve parasız yapılmalıdır.

Sorun 8- Devlet Destekleri Yetersizdir: Yürürlükte olan Tarım Kanuna göre Devlet hayvancılığın da içinde olduğu tarım kesimine Yurt içi gayri safi milli hasılanın %1’ini ayırması gerekirken ne yazık ki yarısını bile vermemektedir. Destekler yetersizdir ve zamanında ödenmemektedir. Desteklerin kullanımı ile ilgili bir etki analizi de yapılmadığı için amaca uygun kullanılıp kullanılmadığı da bilinmemektedir. Şu anda 2019 hayvancılık destekleri belli olmamıştır. Geçen yıl destekler dört aylığını dolduran buzağılara, malaklara, anaç manda, koyun ve keçilere, tiftik keçisi yetiştiricileri ile tiftik üretimine verilmiştir. Ayrıca soğutulmuş inek sütünün litresine de prim verilmektedir.

Çözüm 8- Dört aylık buzağı desteklemesi yerindedir. Ancak artan girdi fiyatları dikkate alınarak destek miktarı yükseltilmelidir. Ancak desteğin sadece suni tohumlamadan doğmuş buzağılara verilmesi gerekir. Çünkü boğa ile çiftleştirmeden doğan buzağılara destek verilmesi tabii tohumlamanın, dolayısıyla da üreme hastalıklarının yaygınlaşmasına yol açacaktır. Desteklerin ürün bazında verilmesi üretimi artıracaktır. Prim yerine üreticilerin sanayie teslim ettikleri soğutulmuş sütün litresi başına destek verilmesi hem süt üretimini hem de süt kalitesini artıracaktır. Anaç manda, koyun, keçi (yerli, tiftik) destekleri artırılarak devam ettirilmelidir. Ayrıca 2019 hayvancılık destekleme kararnamesi bir an önce çıkarılmalıdır.

Sorun 9- Süt İneklerinin Döl Verimi Düşüktür: Türkiye’de süt sığırcılığında son otuz yıldır ağırlıklı olarak holştayn ırkı inekler kullanılmaktadır. Holştayn ırkı Dünyanın en sütçü ırklarından biridir. Özellikle son on yıl içinde ithal edilen çok sayıda holştayn düve Türkiye’de yıllık süt üretimini 20 milyon tonun üzerine çıkarmıştır. Ancak, süt verimi yüksek holştayn ineklerinin hastalıklara karşı dayanıklılığı ve döl verimi düşüktür. Buzağılama aralığı da uzun olduğu için holştayn ineklerden yaşamları boyunca ortalama üç yavru elde edilebilmektedir. Bu nedenle işletmenin karlılığı ve sürdürülebilirliği aksamakta, sürü değişiminin aralığını kısalmaktadır.

Çözüm 9: İneklerde buzağı verimini etkileyen faktörlerin başında hiç kuşkusuz enerjiden eksik yemleme gelmektedir. Hayvanın yemlerden aldığı enerji süt üretimine harcadığı enerjiden düşükse negatif enerji dengesi oluşmakta ve bu durumda da en başta buzağı verimi etkilenmektedir. Onun için ineklerin enerjisi yüksek yemlerle beslenmesi önem taşır. Buzağı verimini etkileyen diğer bir faktör de üreme hastalıklarıdır. Türkiye’de yaygın olarak görülen brusella ve tüberküloz başta olmak üzere çok sayıda üreme hastalığı buzağı verimini düşürmektedir. Bu hastalıklara karşı yapılacak etkili koruyucu aşılamalar buzağı veriminin artmasına neden olacaktır. Ayrıca bu hastalıkların yaygınlaşmasını kolaylaştıran tabii tohumlamadan vaz geçilmelidir.

Sorun 10: Biyogüvenlik ve Koruyucu Aşılama Önlemleri Yetersizdir: Bir biri ile iç içe olan bu iki konuya ne yazık ki Türkiye’deki yetiştiriciler gerekli özeni göstermemekte ve önemi vermemektedir. Oysaki bu iki konu sürü yönetiminin en önemli iki unsurudur. Hayvan hastalıklarının daha ortaya çıkmadan önlenmesi biyogüvenlik önlemlerinin alınmasına ve düzenli koruyucu aşılamaların yapılmasına bağlıdır. Aksi takdirde çıkacak hastalıklardan dolayı hayvan kayıpları, süt veriminin azalması, ilaç ve tedavi masrafları işletmeye önemli ölçüde zarar verir.

Çözüm 10: Hayvan barınaklarında alınacak biyogüvenlik önlemlerinin başında işletmeye dışarıdan satın alınacak inek ve düvelerin hastalıksız olması önem taşır. Bunun için de hayvanlar ya ithal edilmeli ya da hastalıklardan ari damızlıkçı işletmelerden alınmalıdır. İşletmenin etrafı çitlerle çevrilmeli; yabani hayvan, ziyaretçi, veteriner hekim, yem ve süt kamyonlarının girişi kontrollü olarak sağlanmalıdır. Barınaklar belirli aralıklarla dezenfekte edilmeli ve altlıklar sık sık değiştirilmelidir. Hayvanlara yapılması gerekli ve zorunlu koruyucu aşılar mutlaka tekrarları ile birlikte uygulanmalıdır.