Ulukışla tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu medeniyetler arasında Hititler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar sayılabilir. Bölgeye kısa sürelerde de olsa Persler, Araplar ve Karamanoğulları da hakim olmuştur. Ulukışla, Ön Asyayı ve Orta Doğuyu Anadolu’ya bağlayan İpek ve Haç yollarının üzerinde olması nedeniyle büyük bir stratejik öneme sahiptir. Özellikle Çiftehan-Ulukışla arasında yer alan ve sadece Çakıt deresinin geçmesine izin veren dar geçitler bu bölgeyi önemli hale getirmiştir. Bu bölgeyi ele geçirmek için devletler uzun yıllar boyu savaşmışlardır. Bölgede yapılan kazılarda çok sayıda medeniyete ait izlere rastlanmıştır. Ulukışla’nın Porsuk Köyündeki Zeyve Höyüğünde 1937 yılından itibaren yapılan kazılarda bölgenin 9.Yüzyılda Hititlilerin egemenliği altında kaldığı kanıtlanmıştır. Ulukışla M.Ö. 17 ve M.S. 395 yılları arasında önce Romalıların, daha sonra da imparatorluk parçalanınca Bizanslıların egemenliği altına girmiştir. Romalılar döneminde, İmparator Marcus Aurelius Suriye seferine giderken şimdiki Başmakçı köyü yakınlarında karısı Faustina’nın ölmesi üzerine bölgeye Faustinapolis adını vermiştir. Makedonya Kralı Büyük İskender de bölgeyi fethetmiştir. Ayrıca Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın Çiftehan Kaplıcalarında yıkandığı rivayet edilmektedir.

Ulukışla, M.S.306-377 yılları arasında Bizans egemenliğinde kalmıştır. Araplar da bölgeye hakim olmaya çalışmışlar, Çiftehan-Ulukışla arasında Bizanslıları yenip Ulukışla’yı ele geçirmişler, hatta Ankara’ya kadar ilerlemişlerdir. Malazgirt savaşından sonra Melik Şah’ın komutanlarından Emir Ahmet Ulukışla’yı fethetmiştir. Moğolların uç beyliği olan İlhanlılar 1234 yılında Kösedağ’da Selçukluları yenip Anadolu’da ilerleyerek Ulukışla’yı ele geçirmişlerdir. Anadolu Selçuklu Sultanı Birinci İzzettin Keykavus Ulukışla’yı Niğde’ye bağlamıştır. Ulukışla 1357 yılında Karamanoğulları Beyliğinin egemenliği altına girmiştir. 1471 yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde Niğde ile birlikte Ulukışla da Osmanlılar tarafından fethedilmiştir. Bu arada Kanuni Sultan Süleyman doğu seferi sırasında ordusuyla birlikte Ulukışla’da konaklamıştır.

Oğuz Türkmenlerinin Altaylardan Anadolu’ya göçü her ne kadar 11.Yüzyılın başında başlamışsa da  asıl yoğun akınlar Selçukluların İlhanlılara ve Bizans’a karşı Pasinler (1048) ve Malazgirt (1071) Savaşlarını kazanmalarından sonra gerçekleşmiştir. Böylece Anadolu’ya giren Oğuz Türkmenlerinin Bozok Kolu Toros Dağlarının kuzeyinde konaklamışlardır. Bozok Türkmenleri yazları Toros Yaylalarında hayvan otlatmışlar, kışları ise Çukurova’da ikamet etmişlerdir. Osmanlı Padişahları Üçüncü Selim ve İkinci Mahmut dönemlerinde çıkarılan kanunlar ile Bozok Türkmenlerinin Yıldızhan Oymağı’na bağlı Avşar Boyu Ulukışla’nın da dahil olduğu bölgede kalıcı olarak iskan edilmişlerdir. Bu iskan işi hiçte kolay olmamış, bölgedeki boylardan Avşar’lar zorunlu iskana ve tarım ile uğraşmaya karşı çıkmışlardır. Bunun üzerine Derviş Paşa komutasındaki Osmanlılar Avşar’ların üzerine yürümüş, beyleri, kadın ve çocukları katletmiş, geride kalanları da Kıbrıs’a ve Rakka’ya sürgün etmiştir. Bir Avşar evladı olan ünlü ozan Dadaloğlu şiirlerinde bu konu üzerinde çok durmuştur. Padişah Üçüncü Ahmet döneminde ise çevrede bulunan değişik boylardan insanlar Kervansaray etrafında toplanarak Ulukışla şehrinin ilk temeli atılmıştır.

Ulukışla 16.Yüzyılda Niğde’ye bağlı Sücaettin adında bir yerleşim yeri idi. 18.Yüzyılda sadrazam Damat Öküz Mehmet Paşa tarafından yapılan kervansaraydan ötürü bu yerleşim yerine Ulukışlak adı verilmiştir. Ulukışlak zaman içinde Ulukışla adını almıştır. Ulukışla önce Niğde’ye, sonra Ereğli’ye bağlanmış, 1864 yılında yeniden Niğde vilayetine dahil edilmiştir. Ulukışlak, 19.Yüzyılın ikinci yarısında Hamidiye adıyla Maden ilçesine bağlanmış, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ise Ulukışla adıyla kaza yapılmıştır.  Ulukışla’da 1879 de kurulan belediye Türkiye’nin ilk belediyeleri arasında ön sırada yer almıştır.

Tarihte Ulukışla’nın yetiştirdiği en önemli devlet adamı Damat Öküz Mehmet Paşadır. Babası Sücaettin’de yaşayan Kara Hasan Ağa adlı bir öküz nalbantıdır. Öküz lakabı kimi kaynaklara göre Oğuz adından kimi kaynaklara göre de babasının nal taktığı öküzden gelmektedir. Hasan ağa memleketinden ayrılarak İstanbul Karagümrük’e yerleşmiş ve 1550 yılında Mehmet adında bir oğlu doğmuştur. Mehmet 17 yaşında Enderun’a girmiş, 27 yaşında da Mısır’a vali olmuştur. Padişah Birinci Ahmet döneminde iki kere Sadrazam bir kere de Kaptan-ı Deryalığa atanmış, ayrıca Halep Beylerbeyliği görevinde de bulunmuştur.  Öküz Mehmet Paşa aynı zamanda padişahın kızı ile evlenerek damat unvanını almıştır. Ulukışla ve Kuşadası’ndaki kervansarayları yaptıran Öküz Mehmet Paşa aynı zamanda Anadolu’da ve Suriye’de de çok sayıda esere de imza atmıştır.

Ünlü Seyyah Evliya Çelebi Salnamesinde Ulukışla hakkında şunları yazmıştır. “ Karaman Ereğli’sinden kıble tarafına giderek dokuz saatte Ulukışlak kasabasına vasıl olduk. Ulukışlak evleri bağ ve bahçelik olup üzerleri toprakla örtülüdür. En meşhur camii Koca Mehmet Paşa Camii’dir. Kubbeli ve minareli, avlusu mermer döşeli şirin bir camidir. Yanında zaviyesi, hamamı ve büyücek bir hanı vardır. Bu binaların hepsi kagir ve baştanbaşa kurşunla örtülü olup Öküz Mehmet Paşa vakfıdır “

Ulukışla, ulusal kurtuluş savaşında Fransızların Anadolu içlerine girmesini önlemek suretiyle çok önemli bir hizmet yapmıştır. Eğer Fransızlar Pozantı’da durdurulmamış olsalardı büyük bir olasılıkla Anadolu işgal edilmiş olacaktı. 10 Kasım 1918 de Mondros Mütarekesinin bir sonucu olarak ordusu dağıtıldığı için askeri mühimmatlar ile birlikte trenle Suriye’den çekilen Mustafa Kemal Paşa Ulukışla’da konaklamış ve tarihteki ilk Kuvayı Milliye teşkilatını Ulukışla’da kurmuştur. Ayrıca trende beraberinde getirdiği silahları ve askeri mühimmatı İstanbul’a götürmeyip Kervansaraya koydurmuştur. Mustafa Kemal daha Samsun’a çıkmadan önce Mondros Mütarekesi sonucu güney cephesinden çekilen ve Ulukışla’da Kervansaray’da konaklayan Ali Fuat Paşa komutasındaki 20.Kolordunun Ankara’ya intikali talimatını vermiştir. Buradan da Mustafa Kemal’in daha Meclisi kurmadan Ankara’yı başkent olarak seçtiği sonucu çıkmaktadır. Ulukışla, Ereğli ve Karaman tren istasyonlarının işgalci Fransızlardan geri alınması da Ulukışla Kuvayı Milliye teşkilatı sayesinde başarılmıştır. Ulukışla’da teşkil edilen bir taburun komutanı, işgal kuvvetlerinin komutanını her taraflarının milli güçler tarafından sarıldığını, eğer teslim olurlarsa kendilerinin güvenli bir şekilde Çiftehan’da bulunan Fransız birliğine teslim edileceklerini söyleyerek ikna etmiş ve Ulukışla istasyonundaki işgali kaldırtmıştır. Aynı şekilde Ereğli ve Karaman’a da süvariler gönderilerek oradaki istasyonlar da işgalcilerden kurtarılmıştır. Bu arada Ulukışla Kuvayı Milliye teşkilatı, Mustafa Kemal’in Suriye cephesinden getirdiği ve Kervansarayda tutulan silah ve mühimmatın bir kısmını kendisine ayırmış, büyük bir kısmını ise Mustafa Kemal’e ulaştırılmak üzere at arabaları ile Niğde Kayseri üzerinden Samsun’a sevk etmiştir. Mustafa Kemal 20 Temmuz 1920 tarihinde yanında Fevzi Paşa ile birlikte Ulukışla’ya gelmiş ve iki gün süren Milli Teşkilatlar Güney Cephesi Konferansına katılmıştır. Bundan bir süre sonra yakın arkadaşı Albay Arif Bey’i Ulukışla Kuvayı Milliye Teşkilatının reisi olarak görevlendirmiştir. Kırk kişiden oluşan Ulukışla’lı bir milis gücü Çiftehan Şeker Pınarında bulunan Verdün kahramanı Fransız Binbaşı  Mesnil’in dört yüz kişilik seçkin askerlerden oluşan birliğine bir saldırı düzenlemiş, Mesnil kaçmış karısı yakalanıp bir süre Ulukışla’da tutsak edilmiştir. Esaretten sonra ülkesine dönen Fransız bayan hatıratında Ulukışla’da kendisine çok iyi davranıldığını yazmıştır. Ayrıca Fransızların içinde bulunduğu Kadir Hanı Ulukışla’lı milisler tarafından yakılarak askerlerin bir bölümü öldürülmüş, bir bölümü de esir alınmıştır. ( Bkz: Kurtuluş Savaşında Pozantı Savunması ve Ulukışla Kahramanlığı, www.hazimgokcen.net )

Bunların dışında, Ulukışla tarihinde yaşanan birkaç olayı da anımsatmadan geçemeyeceğim. Sarıkamış Savaşı sırasında Batı Cephesinden sevk edilen askerler Ulukışla’ya kadar trenle gelmişler, kervansarayda bir süre konakladıktan sonra yayan ya da at arabaları ile Sarıkamış cephesine sevk edilmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitlerin ordularının Bulgaristan sınırına dayanması üzerine Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Topkapı Sarayındaki peygambere ait kutsal emanetleri 391 sandığa koydurarak 30 müze memuru eşliğinde 48 vagonluk iki trenle Ulukışla’ya göndermiştir. Kutsal emanetler Ulukışla’da ki Mehmet Paşa Camii’nde ve Niğde’deki Ak Medrese ve Sarı Han’da muhafaza edilmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra, 1947 yılında kutsal emanetler yine trenlerle İstanbul’a götürülerek Topkapı Sarayındaki yerlerine konulmuştur. Bu arada İsmet İnönü 1943 yılında İngiliz Başbakanı Winston Churchill ile Yenice İstasyonunda görüşmeye giderken trenini Ulukışla’da durdurmuş ve kutsal emanetler ile ilgili olarak yetkililerden bilgi almıştır.

Buraya kadar yazdıklarımdan da anlaşılacağı üzere Ulukışla’nın köklü bir tarihi vardır ve Ulukışla halkı Fransızların Pozantı’da durdurulmasına katkıda bulunarak Anadolu’nun işgalini önlemiştir. Benim de iki dedem (Yakup Gökşen ve Ali Gökşen) ile büyük dedem Gökşen Ağa bu mücadelede Ulukışla Kuvayı Milliye Teşkilatı saflarında çarpışarak gazi olmuşlardır. Sözlerime burada son verirken Pozantı Savunmasında canlarını feda ederek mücadele eden tüm hemşehrilerimizi saygı ve minnetle anmak isterim.

Yararlanılan Kaynak: Orta Asya’dan Ulukışla Yaylaklarına. İdris Yavuz, Esra Yavuz. Niğde-2010